31 Ekim 2010 Pazar

DURUHAN KÖYÜ


Orta Asya’dan göçüp gelen Gülnarlılar yeni kurdukları köylerine, eski yurtlarının, büyüklerinin ya da aşiretlerinin (Beydili, Büyükeceli vb.) adını verirlerdi. Gülnar Hatun’un annesinin adı da Duru Han olduğuna göre bu köyün ismi bu yüzden Duruhan olabilir.

Tarihî Kelenderis limanını İç Anadolu’ya  bağlayan yol üzerinde kurulmuş olan köyde, söylenceye göre çok temiz bir han varmış. Yolcular burası için, temiz han anlamında, “ duru han” derlermiş. 

Kuzeyinde Gülnar İlçesi’ne bağlı Ardıçpınarı (Libas) ve Şeyhömer Köyleri; güneyinde Aydıncık İlçesi’ne bağlı Karaseki, doğusunda Yeniyörükkaş ve Teknecik; batısında ise Pembecik Köyleri vardır.

Duruhan, Aydıncık-Karaseki-Ardıçpınarı yolu üzerinde olup Aydıncık’a 17 km. uzaklıktadır. Ayrıca Aydıncık-Teknecik-Ardıçpınarı yolundan da gidilir.

Aydıncık-Teknecik-Ardıçpınarı yolu üzerinde ilerlerken 30’uncu kilometreden sola sapılarak Minare mevkiine varılır. Burada Roma çağına ait kaya mezarları bulunmakta. Girişleri tonozlu olup, içerisinde ölen kişinin cesetlerinin konması için yine aynı kayadan oyulmuş yataklar mevcut. Mezarın birinin üçgen kalınlığında kabartmalar bulunmaktadır. Ayrıca Osmanlı dönemine ait, kesme taştan yapılmış bir de çeşme var.

Duruhan, Aydıncık’ın eski köylerden biridir. Başlangıçta tek mahalle olmasına karşın, çevredeki sulak yerlerde yerleşimler olunca büyümüş ve köyün bugün beş mahallesi var.

Köyde 245 elektrik; faal 67 telefon abonesi var. Nüfusu 1990 nüfus sayımına göre 664; 1997’deki sayıma göre ise 520dir. Nüfusun azaldığı gözlenen köyde, son yıllarda (2007'de) 422 kişinin yaşadığı söylenmektedir.

Duruhan'a bir gezi:

Karaseki geride kalıyor. Yollar dar ve dönemeçli. Çam kokusu doluyor ciğerime. Aşağıda Pürencik Deresi. İnişe geçiyorum. İkinci vites.


Soldaki kayalarda pürenler boncuk boncuk pembe çiçek açmış. Mis gibi kokuyor. Birkaç dağ arısı vızıldıyor üstlerinde.
Karacaoğlan konuşmaya başlıyor:
“Arılar da konmaz oldu pürene
Şükür olsun bu sevdayı verene”
            Karşımda Duruhan köyü. Yamaçta kurulmuş. Ne yazık ki  köy hakkında ayrıntılı bilgilerden yoksunuz. Ama bilinen bir gerçek var: O da Duruhan’ın tarihî bir köy oluşu ve bir an önce tanıtılıp doğasıyla ve tarihî yapıtlarıyla  turizme kazandırılması gerçeğidir.



Duruhan’da anıt ağaçlarından tutun da kaya mezarlarına dek neler var neler! Her mevsim çeşit çeşit çiçek bulunur orada. Kasımda pürenler ve siklamenler; mart ortalarında dağ şakayıkları; nisan sonlarında erguvan ağaçları. Mayıs ortalarında ise bitkileriyle sarıya boyanmış gibidir, köy. Çobançırası ve borcaklar giyerler sapsarı elbiselerini.

Bucak Mahallesi’nde, yöre halkı tarafından “ikiz katran” olarak adlandırılan devasa, iki adet ağaç bulunmakta. Tarihin derinliklerinde köklenmiş, doğa ve insana karşın yüzyıllardır ayakta kalabilmiş iki ulu ağaç.

Ağaçların bilimsel adı, çok dallı servidir. Latincesi, “Cupressus sempervirens.” Bazı yazarlar, “cupressus” sözcüğünün  Cyprus yani Kıbrıs’tan geldiğini söyleyerek ağacın kökenini açıklamaya çalışırken, kimileri de Apollon’un servi ağacına dönüştürdüğü, sevgilisi, yakışıklı, uzun boylu delikanlı Cyparissus’tan kaynaklandığını ileri sürmekteler.


Süleyman Demirel Üniversitesi’nden R.Özçelik, Eylül 2004’te gelmiş buraya ve ölçüm yapmış. Bir de makale yazmış, Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi’nde (10–2, 2006- 197–201). Yazısında ağaçlardan birinin 585 yaşında, boyunun 33,5 m, çapının ise 127 cm; diğerinin yaşının 605, boyunun 32,5 m, çapının da 152 cm olduğu bilgisini verdikten sonra şöyle diyor R. Özçelik: “Yöre halkı tarafından ‘İkiz katran’ olarak isimlendirilen dallı servilerin ülkemizde kayıt altına alınan ağaçlar arasında en uzun boylu anıt servi ağaçları oldukları tahmin edilmektedir. Bugüne kadar özel bir koruma faaliyetine konu olmayan bu anıt ağaçların ileriki yıllarda kesilmesini önlemek için mutlaka koruma altına alınması gerekmektedir. Nitekim bu faaliyetler zamanında yapılmadığı için bu iki anıt servi ağacının hemen yanında bulunan ve muhtemelen anıt ağaç olduğu tahmin edilen diğer bir servi ağacı kesilmiş ve cami inşaatında kullanılmış. Kalan bu iki ağacın başına da aynı hazin sonucun gelmeyeceğini kim garanti edebilir?”

Yaşlı servilerin yelbirdeyip duran dalları dile geliyor: “Kimse gelip oturmaz oldu gölgemize. Ulu ağacın altına oturulmazmış; nerden çıktıysa bu laf! Yalnızca meraklılar geliyor bizi görmeye. Bakıyorlar, kabuklarımızı okşuyorlar. Başlarını göğe dikip bize, ‘Yukarıda havalar nasıl’ diyorlar. Kimileri de burgu ile gövdemizi deliyor, içimizden parçalar koparıp alıyor sonra bir kazık çakıyor açılan deliğe. Korkutuyorlar bizi.”

İki servinin arasında, az aşağıda dereye yakın yerde kesilen bir başkasının yere gömülü, kurumuş, kocaman kütüğü yas tutuyor. Yaklaşık 60 yıl öncesine kadar üç taneymiş bu ağaçlar. En düzgününü, en yaşlısını kesmişler caminin onarımında kullanılmak üzere. Görüştüğümüz bazı kişiler, “ Zor biçildi. Sadece tomruğu 20 metre vardı. İkiye taklatıldı; tahta yapıldı, mertek yapıldı. Üstü toprak olan caminin onarılmasında kullanıldı” dediler.

Olan olmuş. Geçmiş, geçmişte kalmıştır. Geçmiş ile uğraşmanın bir yararı yok. Önemli olan, kalanların korunması, gelecek kuşaklara bu iki dallı servinin zarar görmeden aktarılmasının sağlanması ve turizme kazandırılmasıdır.


Köyün Gökgedik mevkiinde yaşlı bir de çıtlık ağacı var, “Gavur çıtlığı” diye. Bu ismin nedenini sorduğumuzda, doyurucu bir yanıt alamadık. Yalnızca “Gavur zamanından kaldığı için olabilir” denildi. Bu arada melengiçlerinin diğerlerine oranla daha iri ve daha hoş olduğu  bilgisini edindik.

Ya, Minare mevkiindeki koca meşeye ne demeli! Yolun ortasında kalmış. “Ulu ağaç, kesilmez” demişler, iyi de etmişler. Sağından solundan geçiyor yol. Osmanlılardan kalma çeşmenin yanında, kaya mezarların bekçisi gibi dimdik ayakta duruyor. Daha bilmediğimiz çok şey olmalı Duruhan’da. Örneğin, kale, ören yerleri ve mağaralar gibi... 



1 yorum:

  1. emeğine sağlık hocam. çok güzel bir yazı olmuş. köyüm anca bu kadar güzel anlatılabilirdi.yazılarının devamını bekliyorum. saygılar.

    YanıtlaSil