10 Ekim 2010 Pazar

AYDINCIK HAKKINDA BAZI BİLGİLER

AYDINCIK NEREDEDİR, NASIL GİDİLİR?

Aydıncık, Mersin iline bağlı, Toroslar’ın eteğinde, deniz kıyısında kurulmuş bir ilçedir. D-400 Mersin-Antalya karayolu ilçenin içinden geçmektedir. Ayrıca Ankara-Konya- Karaman-Mut- Gülnar karayolu da D-400’e Aydıncık’ta kavuşmaktadır.

İlçeye en yakın havaalanı, Adana ve Antalya’da bulunmaktadır. İl merkezine 173 km uzaklıkta olan Aydıncık, Adana’nın 242 km batısında, Antalya’nın ise 325 km doğusundadır. Kıbrıs’ın tam karşısında olan ilçenin, Girne’ye uzaklığı yaklaşık 50 deniz milidir. Aydıncık-Ankara arası ise 530 kilometredir.

Ankara-Anamur ile Adana-Antalya arasında sefer yapan her otobüs Aydıncık’tan geçer.

Aydıncık’ın 2000 yılı verilerine göre toplam nüfusu 11.523, şehir nüfusu 7963, köy nüfusu ise 3560tır. 2008 yılı nüfus tespit sonuçlarına göre toplam nüfusu 11.647dir. İlçe merkezinin nüfusu 7851, köylerininkiyse 3796dır. 29 Mart 2009 yerel seçimlerindeyse ilçe merkezinin nüfusu 8101, toplam nüfus ise 11,897dir.
Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası’nda, 5. derecede gösterilen ilçenin, yüz ölçümü 410 km2 olup, km2 başına 28 kişi düşmektedir.



AYDINCIK GÜZELDİR

Beton yığınına dönüşmemiş bu Yörük yurdu, küçük bir Akdeniz kasabasının tüm özelliklerini taşımaktadır. Ilıman ikliminden dolayı da Aydıncık halkı geçimini tarım ve turizmle sağlamaktadır. Aydıncık ilçesi dağ ile deniz arasına sıkışmış olması nedeniyle arazi yapısı son derece engebeli ve dağlıktır. Küçükalan ve Büyükalan diye adlandırılan yerler ise ovalıktır.

Kent, turizm açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Tertemiz denizi, kumu ve güneşiyle gelenleri büyülemektedir. Çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan Aydıncık, tarihî eserleri, mağaraları, sualtı zenginliği, endemik bitkileri, konargöçerleriyle her çeşit turiste hizmet verebilecek güçtedir.

Deniz, kum ve güneşin keyfini çıkarmanın yanı sıra sükûneti seviyor, tarihi ve doğal güzelliklere de ilgi duyuyorsanız, Aydıncık tam size göre bir mekân.

Aydıncık, emeklilik yaşamını, deniz kenarında, küçük bir yerde, sakin bir ortamda, huzur içinde geçirmek isteyenler için de oldukça uygundur.

İLÇENİN TARİHİ

Aydıncık’ın tarihi adı Kelenderistir.  İlk Çağ’da, Dağlık Kilikya’nın önemli bir limanı olan Kelenderis, mitolojik bir kenttir.

Önemli tarihi kentlerin genellikle bir kuruluş mitolojisi vardır. Kuruluş öyküsü olan kentlerimizden biri de Kelenderistir. Yunan mitolojisine göre Kelenderis, Zeus’un oğlu Hermes’in torunlarından Fenikeli Sandokos tarafından Toroslar’ın eteğinde bir kale ve ticaret kenti olarak kurulmuştur. 

Sandakos’un, Kelenderis’te doğan oğlu Kinyras büyüyünce adamlarıyla buradan Kıbrıs’a geçerek, orada Baf kentini kurar ve Kıbrıs’a kral olur.

Kral Kinyras’ın, Myrrha adında, güzelliği dillere destan bir kızı vardır. Kral, kızının Afrodit'ten daha güzel olduğunu iddia eder. Aşk ve güzellik tanrıçası da, kralın kızını kıskanır ve onu babasına âşık eder. Myrrha, dadısının aracılığı ile fark ettirmeden geceleri babasının yatağına girer. Kral birkaç kez birlikte olduğu kadının kızı olduğunu fark edince, bilmeyerek girdiği bu ensest ilişkiden utanç duyar ve kızını öldürmeye karar verir. Myrrha ise korkudan sarayı terk ederek ormana sığınır. Peşine düşen eli bıçaklı babasından kurtulmak için Myrrha tanrılara yalvarır. Zeus, kıza acır ve onu Toroslar’a fırlatır. Orada onu mersin (murt) ağacına dönüştürür. Bir süre sonra bu ağacın kabuğundan nur topu gibi bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Adonis adı verilen çocuk, büyüyünce yakışıklı bir delikanlı olup çıkar. Aşk Tanrıçası Afrodit ona âşık olur.

Afrodit, sevgilisi Adonis ile ormanda gezip tozmaya başlar. Tanrıça’ya vurgun olan Savaş Tanrısı Ares, yakışıklı delikanlıyı çok kıskanır. Bir gün, Afrodit şerefine düzenlenen bir av partisinde Ares, bir yabandomuzu salar Adonis’in üzerine. Hayvan yaralar onu. Ölümle pençeleşir Adonis. Afrodit onu kollarına alır ve sağlığına kavuşturmak üzere götürürken damlayan kanlar, kırmızı anemonlara dönüşür.

Kelenderis’e daha sonra İonyalılar, Hititler, Asurlular, Sisamlılar, Selefkoslar, Mısırlılar, Romalılar, Emeviler, Bizanslılar, Ermeniler, Karamanoğulları ve Osmanlılar hâkim olmuştur.

Kelenderis ilk parlak dönemini MÖ 5. ve 4. yüzyıllarda yaşamış. Kendi parası MÖ V. yüzyılda görülmeye başlamış ve Büyük İskender'in Anadolu'ya gelişine kadar sürmüştür. MÖ 425-400 yıllarına tarihlenen gümüş bir Kelenderis sikkesinin ön yüzünde şaha kalmış bir atın üstünde yan oturmuş bir süvari; arka yüzünde ise başını sağa çevirmiş ve diz çökmüş vaziyette bir keçi bulunmaktadır.

Romalılar yöreye hâkim olunca, kent imar görmüş; şato, saray, suyolları, tiyatro ve hamam yapılmış. Limanı'ndan önemli ölçüde yararlanılan Kelenderis Roma'nın vazgeçilmez bir ticaret şehri olmuştur.

Yöre 10.yüzyılın sonlarında Ermenilerin eline geçmiş. 1228 yılındaysa Karamanoğlu Alâeddin Bey'in komutanlarından Ertokuş Bey Kelenderis Kalesi'ni Ermenilerden temizleyerek buraya doğudan gelen Türkleri yerleştirmiştir.

1461 yılında Silifke ve Mut ile birlikte Gülnar da Fatih Sultan Mehmet döneminde, Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı yönetimine katılmıştır.

1867 Vilayet Nizamnamesi'nin getirdiği yeni yönetsel bölümlenme uyarınca, İçel Sancağı'nın kazalarından biri olan Gülnar’ın ilçe merkezi Kilindriadır.

Zaman içerisinde, Kilindria, değişimlere uğrayarak 19. yüzyıl başlarında Gilindire’ye dönüşür.

Yolu bu limana uğrayan gezginlerin verdiği bilgilere göre, Gilindire 1800’lü yıllarda, bir han ve ilkel birkaç damdan oluşan fakir bir köydür. İstanbul-Kıbrıs postası bu limanda gemiye yüklenir.

Gilindire’nin nüfus yapısı ve halkının gelir kaynakları hakkında elimize geçen ilk yazılı belge, Vital Cuinet’nin 1891 yılında Paris’te Ernest Leroux tarafından basılan La Turquie d’Asie adlı eserinin 2.cildidir. Burada yazar şu bilgileri vermektedir:

“Bu küçük kasabanın nüfusu sadece 210’dur ve halkın hemen hemen hepsi Kıbrıs ya da Alanya’dan göçüp gelen Rumlardır. İnşaat malzemesi ya da odun olarak kullanılmak üzere Suriye’ye kereste ihraç edilir. İhracatı oluşturan diğer kalemlerden meşe palamudu Siros Adasına; tereyağı, peynir vb besin maddeleri ile yün ve ham deri de Kıbrıs’a gönderilir. Hemen hemen hiç ithalat yapılmıyor denilebilir. İskelenin ithalat ve ihracatla birlikte gümrük geliri 60.000 kuruştur.

Kasabada bir cami, bir tekke, bir Ortodoks kilisesi, bir medrese ile iki okul var. Çevrede 1950 adet asma bulunmaktadır.

Kaymakam ile orman işletmesi, maliye, gümrük ve tekel memurları Kilindria’da ikamet etmektedirler. Burası kaza ve yerel yönetimin merkezidir, ayrıca burada bir de Asliye Hukuk Mahkemesi vardır.”

Tanin Gazetesi yazarlarından Ahmet Şerif ise 1910 yılında Gilindire ile ilgili olarak şunları yazar:

"... Martın 31nci perşembe günü, on beş günde bir uğramakta olan Yunan vapuruna yetişerek Gilindir'e gitmek üzere Silifke'den bir buçuk saat olan Taşucu İskelesi’ne geldim. Vapur ancak cumartesi gecesi saat beşte geldiğinden iskelede beklemek gerekti...
Cumartesi gecesi saat beşte gelen Yunan vapuru iki saat sonra hareket etti. Güneş doğmasından evvel Gilindir'de idim. Gülnar Kazası’nın merkezi olan Gilindir üç yüz evden fazla değildir. Bir dağın eteğine kurulmuş. Arazi taşlıktır; ötede beride tarlalar, bahçeler görülür. Halk İslam ve Rum'dur. Rumlar daha kalabalıktır. İki taraf birbirleriyle pek güzel geçiniyorlar, diyebilirim ki, burası bir birlik örneğidir. Gilindir'in ihracatı kereste, odun, kömür, palamut tereyağı gibi şeylerdir. Halk fakirdir... Arazi ziraata o kadar uygun olmadığından, halk zorunlu olarak ormanları yakarak tarla haline getirmektedir. Toprak halkın yiyeceklerini zorlukla veriyor. Burası bahçeciliğe, ipekböceği beslemeye daha uygundur.
Tabii bir limanı var ve ancak küçük deniz araçlarının girebilmesine uygundur. Liman evvelce daha geniş iken Süveyş Kanalı’nın açılmasından sonra darlaştığı ve yavaş yavaş suyun çekilmekte olduğu mahalli söylentilerdendir.”

Konargöçerlikten yerleşik düzene geçmeye çalışan, tarım ve hayvancılıkla geçinen Türkler, Hacıbahattin Köyünün batısında büyük bir yerleşim yeri kurarlar, adına da Purgulu derler. Halkın hayvansal ürünleri ile tabiatın sunduğu keçiboynuzu, meşe palamudu gibi orman ürünleri ilçe merkezine getirilir, buradan da uluslararası bağlantıları olan Rumlar tarafından dış pazarlara satılır. Rumlar ekonomik yönden daha güçlüdür; ev ve tarla sahibidirler, ticaret ve sanat yaşamını onların elindedir. Liman çevresinde otururlar. Yapı ustası, demirci, kalaycı, fırıncı, ayakkabıcı, fes kalıpçısı, berber, meyhaneci hepsi onlardandır. Kasabanın tek değirmeni ve liman çevresindeki çok sayıda mağaza da Rumlara aittir.

Halk arasında “İskele” adıyla da bilinen Gilindire, uzun yıllar Gülnar ilçesine merkezlik yapar. Ancak savaş korkusu ve sahilin tehlikeli olmaya başlaması üzerine, 1915 yılında Kaymakamlığın Gilindire’den Hanaypazarın’a taşınma macerası başlar. Birçok köyün Kaymakamlığı kabul etmemesi üzerine, 27 Mayıs 1916’da Yörüklerin alış veriş yaptıkları Hanaypazarı’nda hükümet çadırları kurulur ve burası Gülnar İlçesi’nin merkezi yapılır. Bunun üzerine Gilindireli tüccarların bir kısmı da oraya göçer.

1920’li yılların sonlarında Rumlar Gilindire’den göçünce, Gilindire’deki ekonomik işleyiş de değişime uğrar. Ticaret ve sanatla uğraşmak Türklere düşer. Bunun sonucu kentin ekonomik yapısı değişir. Dış ticaret hemen hemen durma noktasına gelir. On beş ya da yirmi günde bir uğrayan gemiler açıkta demirler, yörenin ihtiyacı olan tekel maddesi, diri tuz ve gazyağı getirir; meşe palamudu, kuru üzüm, keçiboynuzu, yağ, arpa, buğday, üzüm, fıstık ve yolcu alıp giderler. Yelkenli tekneler ise yılda bir ya da iki kez gelip canlı küçükbaş hayvanları İstanbul’a götürür.

Rumlar Gilindire’den ayrılınca, kasabanın nüfusu da azalır. Onlardan kalan ev ve tarlalar ise Maliye aracılığı ile satılır. Dışarıdan gelenler veya parası olanlar Hazine’ye kalan Rum ev ve tarlalarını 1930’dan itibaren taksitle satın alırlar.

Gilindire’de limanın olmayışı, yükleme zorluğu ve maliyet artışı sonucu deniz ticareti de yapılamaz olur. Sulak arazinin olmaması,  halkı hayvancılık yapmaya ya da arpa, buğday, mercimek ekmeye zorlar. Halkın yazları yaylaya gitmesiyle de nahiye terk edilmiş hayalet kente dönüşür.

1950’li yıllarda Mersin-Antalya karayolu deniz kenarından değil de şimdiki Çakmakoğlu Caddesi’nden geçerdi ve oldukça dardı. Stabilize yol jandarma karakolunu geçtikten az sonra da eski binalardan oluşan çarşıyı ikiye bölerek devam ederdi. Çarşının ortasında bayram kutlamalarının yapıldığı ve pazarın kurulduğu Cumhuriyet Meydanı vardı. Yol burada çatallaşırdı; biri meydanın güneyinden iskeleye, diğeri ise kuzeyinden Anamur istikametine doğru devam ederdi.

1960’lı yılların başlarına kadar Mersin-Antalya yolu Büyükalan’dan geçmez dağların dibinden dolaşarak Gilindire-Gülnar yoluna bağlanırdı. Gilindire’den Büyükalan’a ise günübirlik gidilir ve dönülürdü. Gidiş gelişte, devlet hastanesinin yanındaki şimdi telle çevrili sit alanı içinde kalan antik yol kullanılır ve Küçükalan’daki derenin sığ yerlerinden geçilirdi.

1960 Devrimi’nden sonra başlatılan köy ve kasaba adlarının değiştirilmesi furyasında, bu küçücük balıkçı kasabası da nasibini aldı ve 1965 yılında Gilindire’ye tarihi geçmişiyle hiçbir ilgisi olmayan Aydıncık adı verildi. Artık resmen kullanılmayan Gilindire adıysa tapu kayıtları, nüfus cüzdanları, diplomalar, kitaplar ve anılarda kaldı.

1963-1964 yılları arasında, iş makineleri çalışmaya başlar Gilindire’de. Eski ve dar olan yol genişletilirken, deniz kenarındaki eski binalar yıkılır. Gilindire adeta bir deprem yaşar.

1964 yılında, Soğuksu’dan Gilindire’ye bir kanal yapılır ve yıllardır boşu boşuna denize akıp giden Soğuksu Deresi’nden 40-50 metre yükseklikteki bu kanala su pompalanır. Gilindire’nin çorak arazilerinde artık güller açar. Bereketli topraklarda sera yapıp turfanda sebze yetiştirmek üzere Aydıncık’a büyük bir göç başlar.


Gülnar ilçesine bağlı, küçük bir bucak olan Aydıncık’ta, 1972 yılında İskele Belediyesi kurulur. Aydıncık, elektriğe Mart 1980’de, içme suyunaysa Mayıs 1984’te kavuşur.

Aydıncık 3392 sayılı kanuna göre 19.6.1987 tarihinde İçel iline bağlı bir ilçe olur. Ayrıca bu kanunla İskele Belediyesi’nin adı da Aydıncık Belediyesi’ne dönüştürülür.

İKLİMİ

Bölgede Akdeniz iklimi hâkimdir; bir başka deyişle yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlı geçer. Yaz aylarının ısı ortalaması 30 derecedir. En sıcak aylar temmuz ve ağustostur. Bu aylarda hava sıcaklığı 35 dereceye kadar çıkabilir. Deniz suyu sıcaklığı ise 29 derece civarında olur. Nem oranı yazın %75’tir.

Kış ayları sıcaklık ortalaması ise 12 derece, deniz suyu sıcaklığı 13 derece civarındadır. En soğuk aylar ocak ve şubattır. Bu aylarda hava sıcaklığı 1 dereceye kadar düşebilir. Don pek olmaz. Kışın nem oranı % 60 civarındadır. Sahile kar yağmaz. İç kesimlere yağan kar, kısa süreli de olsa yolların kapanmasına neden olur.

Sonbahar sonlarında başlayan yağmur ilkbaharda biter. Kış aylarında esen lodos ise yağmur getirir.  En yağışlı ay ocak ve şubattır. Bu aylarda da yağışlı gün sayılacak kadar azdır.

 Beton yığınına dönüşmemiş bu Yörük yurdu, küçük bir Akdeniz kasabasının tüm özelliklerini taşımaktadır. Ilıman ikliminden dolayı da Aydıncık halkı geçimini tarım ve turizmle sağlamaktadır. Aydıncık ilçesi dağ ile deniz arasına sıkışmış olması nedeniyle arazi yapısı son derece engebeli ve dağlıktır. Küçükalan ve Büyükalan diye adlandırılan yerler ise ovalıktır.

İşte plajlar:

Kent, turizm açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Tertemiz denizi, kumu ve güneşiyle gelenleri büyülemektedir. Çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan Aydıncık, tarihî eserleri, mağaraları, sualtı zenginliği, endemik bitkileri, konargöçerleriyle her çeşit turiste hizmet verebilecek güçtedir.

Deniz, kum ve güneşin keyfini çıkarmanın yanı sıra sükûneti seviyor, tarihi ve doğal güzelliklere de ilgi duyuyorsanız, Aydıncık tam size göre bir mekân.

Aydıncık, emeklilik yaşamını, deniz kenarında, küçük bir yerde, sakin bir ortamda, huzur içinde geçirmek isteyenler için de oldukça uygundur.

YAMAÇ PARAŞÜTÜ YA DA RÜZGAR SÖRFÜ  MÜ YAPMAK İSTİYORSUNUZ, DAHA NE BEKLİYORSUNUZ, AYDINCIK BU İŞ İÇİN BİÇİLMİŞ KAFTAN.




KONARGÖÇER YÖRÜKLERİ Mİ
MERAK ETTİNİZ,
BUYURUN AYDINCIK'A

Aydıncık bir Yörük yurdudur.  İlçenin böyle olduğunu kanıtlayan, Eskiyörük,  Yeniyörük ve Yeniyörükkaş adında üç de köyü vardır. Yıllarca hayvancılıkla geçinen konargöçer Yörükler, yerleşik düzene geçtikten sonra bile eski geleneklerini tamamen terk edememişlerdir. Neredeyse her köyün bir yaylası vardır. Yazın bu yaylalara çıkarlar, havaların soğumasıyla da köylerine dönerler.

Umuda yolculuk nedeniyle köyler neredeyse terk edilmiş durumdadır. Oralarda yalnızca yaşlılar kalmaktadır. Gençler köyden ayrılmış; kimi seracılıkla uğraşıyor, kimi zanaatla kimi de ticaretle.

Konargöçer yaşamı yalnızca Sarıkeçililer sürdürmektedir. Kıl çadırda yatıp kalkan, hayvancılıkla geçinen, atları, eşekleri, develeri ve davar sürüleriyle, yazın yaylaya, kışın sahile yaya olarak gidip gelen konargöçer Yörüklerdir, Sarıkeçililer. Bu da ayrı bir renk katmaktadır ilçeye.




6 yorum:

  1. silifkede yaşıyorus aydıncık denen bu ilçemizi daha önce hiç gezmedik ama okuduklarımıza ramen ilçenin güzel olduğunu gördük . görülmeye değer biyere benziyor . yolları kötü olsa bile ve ben görmemiş olsam bile siz gidip görün . biz de görmeyi iple çekiyoruz

    YanıtlayınSil
  2. Aydıncık bakir kalmış bir cennet.

    YanıtlayınSil
  3. Emekli olunca burda yaşamak istiyorum

    YanıtlayınSil
  4. Yıllardır yuzmediğim plaj kalmadi. Ailecek gittiğimiz Mersin yolculuğunda burayi kesfettik inanilmaz bir yer denizi harika sessiz sakin ve belediye cok guzel sahip çıkmış. Herkese tavsiye ederim...

    YanıtlayınSil
  5. Aydincik keşfedilmemiş cennet ben bu sene yazın gittim harika bir yer plaj deniz Kum ve doğa iç ice

    YanıtlayınSil
  6. Cografya ogretmeniyim mersini cok severim ama burasi gozumden kacmis ilk defa bilgi edindim cok begendim cok bakir kalmis yerlerimizden biri gitmek isterim yaşamak gerek diye düsunuyorum

    YanıtlayınSil